BİR ÇİFT YÜREK

Nisanur Kaya

“O halde sana bir şey açıklayabiliriz. Bu ‘birlik’ içerisinde her şeyin bir amacı vardır. Yanılgılar, yanlışlar ya da kazalar yoktur. Sadece insanoğlunun anlayamadığı şeyler vardır.”

Okunacaklar listemdeki kitaplardan biriydi. Alacağım zaman kitabın isminden dolayı     -içeriğinin sevgi-nefret çatışmasının olacağını düşünerek- biraz kararsız kalmıştım. Ama kitapla ilgili okuduğum yorumlar kitabı satın almama sebep oldu. İyi ki de almışım çünkü içeriği tahmin ettiğim gibi değildi.

Kitap Amerikalı bir doktorun Avusturalya’ya gitmesi ve daha sonra kendini “aborjinlerin” arasında başlıyor. Aslında bir çatışma geçiyor kitapta. Bu mutant-yerliler çatışması. Yazarın “mutant” dediği biz kentte yaşayanlar.

“Yerlilerin inancına göre maddesel nesneler korkuya yol açar. İnsanlar ne kadar çok mala sahipse o kadar çok korkarlar. Ve olasılıkla sadece bu nesneler için yaşarlar.” Biz insanların fazlaca yaptığı bir şey bu aslında hatta bu durum fıkralarla bile anlatılmış zamanında.  

Derste Talat Ülker’in “Varlığın Puslu Aynası” nda şiirinin

Yaşanmamış seneleri dizmiş boşuna takvime

Belleği boş, aklı yarım, yaşı doksanlar görmüşüz

mısralarını konuştuk. Kitapta da aslında şairimizin yakındığı şeyden yakınıyor yazarımız…

“Eğer bir kişi yedi yaşındaki inançları ile otuz yedi yaşında kendini hala iyi ve mutlu hissedebiliyorsa bu kişi ömrünü boşuna harcamış demektir. Eski düşüncelerinden, alışkanlıklarından, inançlarından ve sırasında eski arkadaşlarından sıyrılmak gereklidir. Bir şeyleri arkada bırakıp yürüyebilmek insanalar için güç bir derstir ama yine de yermek gerekmez.” Bir de kitapta en yaşlı olan üyelerin daha bilgili olduğu, sorunlara karşı daha iyi çözüm ürettiği ve anlayışlı olduğunu görerek bu mısraları tekrar düşünmemize neden oluyor.

Aynı zamanda bir videoda “İnsanın hayatının en güzel günü doğduğu gün değil, bu dünyaya geliş amacını anladığı gündür.” cümlesi ile karşılaştım ve kitapta benzer cümleler ile karşılaşınca acaba aynı kitaptan mı bahsediyoruz diye düşündüm.

“Kabilenin her üyesi yılın bir gününde kutlanıyordu; bu onun yaş gününde yapılmıyor, daha çok yeteneğinin tanınması, topluluğa katkısı ya da ruhsal gelişmesinde bir adım daha ileriye gitmesi gibi durumlarda gerçekleşen bir kutlama oluyordu. Onlar yaşlandıkları için şenlikler yapmıyorlardı, önem verip kutladıkları tek şey sadece daha iyi olmaktı.”

Bu kitapta okulla bağlantı kurduğum bir bölüm de vardı.”Bir grubun en sonunda yürümek bir süre için iyidir, ortalarda oyalanmak da hoştur ama sonunda herkesin gruba önderlik etme zamanı gelir. Bu sorumluluğu alana dek önderlerin rolünü kavrayamazsın. Herkes, hiçbir ayrım yapılmaksızın bu rolleri zaman zaman deneyimlemelidir. Bir sınavı geçmenin tek yolu bu sınava gitmektir. Her düzeydeki sınav, sen onu geçene dek şu veya bu biçimde yinelenir.” Buna belki yükseklik korkusu olan birini bile örnek verebiliriz. Bir şeyler yapmaya bir yerden başlamalıyız.

Ve yazarın bize vermek istediği bir mesaj daha vardı ” ortak yuvamız” hakkında.

“Yeryüzünün canını yok ediyoruz”, “Arkadaşlarım evrenle bütünleşmenin ustası olmuşlardı; ondan sonuna kadar yararlanıyorlar ama onu asla rahatsız etmiyorlardı.” Ve de son olarak “Yeryüzünü ve birbirlerini yok etmeye bir son vermeleri için dua ediyoruz. Gidişi değiştirmek için ayağa kalkacak pek çok mutant olması için dua ediyoruz. Mutant dünyasının mesajımızı alması ve kabul etmesi için dua ediyoruz.”

“Her insan tektir, her birimize özel nitelikler verilmiştir ve bunlar güçlendirilerek ömür boyu süren yeteneklere dönüştürülebilir.”

Okunacaklar listemdeki kitaplardan biriydi. Alacağım zaman kitabın isminden dolayı     -içeriğinin sevgi-nefret çatışmasının olacağını düşünerek- biraz kararsız kalmıştım. Ama kitapla ilgili okuduğum yorumlar kitabı satın almama sebep oldu. İyi ki de almışım çünkü içeriği tahmin ettiğim gibi değildi.

Kitap Amerikalı bir doktorun Avusturalya’ya gitmesi ve daha sonra kendini “aborjinlerin” arasında başlıyor. Aslında bir çatışma geçiyor kitapta. Bu mutant-yerliler çatışması. Yazarın “mutant” dediği biz kentte yaşayanlar.

“Yerlilerin inancına göre maddesel nesneler korkuya yol açar. İnsanlar ne kadar çok mala sahipse o kadar çok korkarlar. Ve olasılıkla sadece bu nesneler için yaşarlar.” Biz insanların fazlaca yaptığı bir şey bu aslında hatta bu durum fıkralarla bile anlatılmış zamanında.  

Derste Talat Ülker’in “Varlığın Puslu Aynası” nda şiirinin

Yaşanmamış seneleri dizmiş boşuna takvime

Belleği boş, aklı yarım, yaşı doksanlar görmüşüz

mısralarını konuştuk. Kitapta da aslında şairimizin yakındığı şeyden yakınıyor yazarımız…

“Eğer bir kişi yedi yaşındaki inançları ile otuz yedi yaşında kendini hala iyi ve mutlu hissedebiliyorsa bu kişi ömrünü boşuna harcamış demektir. Eski düşüncelerinden, alışkanlıklarından, inançlarından ve sırasında eski arkadaşlarından sıyrılmak gereklidir. Bir şeyleri arkada bırakıp yürüyebilmek insanalar için güç bir derstir ama yine de yermek gerekmez.” Bir de kitapta en yaşlı olan üyelerin daha bilgili olduğu, sorunlara karşı daha iyi çözüm ürettiği ve anlayışlı olduğunu görerek bu mısraları tekrar düşünmemize neden oluyor.

Aynı zamanda bir videoda “İnsanın hayatının en güzel günü doğduğu gün değil, bu dünyaya geliş amacını anladığı gündür.” cümlesi ile karşılaştım ve kitapta benzer cümleler ile karşılaşınca acaba aynı kitaptan mı bahsediyoruz diye düşündüm.

“Kabilenin her üyesi yılın bir gününde kutlanıyordu; bu onun yaş gününde yapılmıyor, daha çok yeteneğinin tanınması, topluluğa katkısı ya da ruhsal gelişmesinde bir adım daha ileriye gitmesi gibi durumlarda gerçekleşen bir kutlama oluyordu. Onlar yaşlandıkları için şenlikler yapmıyorlardı, önem verip kutladıkları tek şey sadece daha iyi olmaktı.”

Bu kitapta okulla bağlantı kurduğum bir bölüm de vardı.”Bir grubun en sonunda yürümek bir süre için iyidir, ortalarda oyalanmak da hoştur ama sonunda herkesin gruba önderlik etme zamanı gelir. Bu sorumluluğu alana dek önderlerin rolünü kavrayamazsın. Herkes, hiçbir ayrım yapılmaksızın bu rolleri zaman zaman deneyimlemelidir. Bir sınavı geçmenin tek yolu bu sınava gitmektir. Her düzeydeki sınav, sen onu geçene dek şu veya bu biçimde yinelenir.” Buna belki yükseklik korkusu olan birini bile örnek verebiliriz. Bir şeyler yapmaya bir yerden başlamalıyız.

Ve yazarın bize vermek istediği bir mesaj daha vardı ” ortak yuvamız” hakkında.

“Yeryüzünün canını yok ediyoruz”, “Arkadaşlarım evrenle bütünleşmenin ustası olmuşlardı; ondan sonuna kadar yararlanıyorlar ama onu asla rahatsız etmiyorlardı.” Ve de son olarak “Yeryüzünü ve birbirlerini yok etmeye bir son vermeleri için dua ediyoruz. Gidişi değiştirmek için ayağa kalkacak pek çok mutant olması için dua ediyoruz. Mutant dünyasının mesajımızı alması ve kabul etmesi için dua ediyoruz.”

“Her insan tektir, her birimize özel nitelikler verilmiştir ve bunlar güçlendirilerek ömür boyu süren yeteneklere dönüştürülebilir.”

İçerik Sahibi
Diğer İçerikleri: HerfeneSanat

Neden Yazıyorum

 “Tüm yazarlar kibirli, bencil ve tembeldir ve yazma...
Devamını gör

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir